ceylin

Lilypie Kids Birthday tickers Lilypie Third Birthday tickers

7 Aralık 2011 Çarşamba

Yeniden Başlamak

Bunca uzun aradan sonra buna ancak yeni başlangıç denir öyle değil mi? En son yazımı yazdığımda hamileydim şimdi ise evde doğum iznini kullanan iki çocuklu bir anneyim. Eşimin tüm 11.11.2011 ısırarlarına rağmen bebeğimin kendi istediği zamanda gelmesini bekleyip onu 13.11.2011 tarihinde tüm çabalarımıza rağmen yine epidural sezeryan ile kucağıma aldım. Doğum hikayem yakında burdaki yerini alacak. Şimdilik bu kadar ama devamı gelecek...

5 Ağustos 2011 Cuma

Yılan Hikayesi

Ceylin'in haziran sonu başlayan anaokulu macerası malesef bugün itibariyle son buldu. Aslında başlarda severek hatta sabırsızlanarak gidiyordu. Ne olduysa kendi sınıf öğretmeni izne çıktıktan sonra oldu. İlk başladığı hafta çok severek birlikte olduğu Tuba öğretmeninin sınıfındaki çocukların Ceylin'den cok daha küçük olmaları, bezlenme, emzik kullanma ve ayakta sallanarak uyuma gibi durumlarının söz konusu olması sebebiyle biraz daha büyüklerin bulunduğu Ayşe öğretmenin sınıfına geçmesine karar kılmıştık. Ceylin ilk başlarda pek hoşuna gitmese de direnç göstermeden her sabah seve seve gitti okuluna. Ancak Ayşe öğretmen izne çıktıktan sonra herşey tepe taklak oldu. Direnç önce okula annemle gitmek istiyorumlarla başladı, sonra okulda annemi-babamı istiyorumlarla devam edip, en sonunda Tuba'nin okuluna gitmek istemiyorumla son buldu. Bütün bunlara birde okul bahçesinin hemen hemen gün içinde hiç kullanılmayışı. bize bahsedilen okul havuzunun bir türlü faal hale getirilemeyişi ve türlü bahaneler söylenmesi ve Ceylin'in hal ve hareketlerindeki agresifleşme ve şiddet eğilimi (ki bu öğretmeni tarafından da ifade edildi) bizi şimdiki okulumuzla bir yol ayrımına getirmiş bulunuyor. Sanırım aradığımız okul bu değilmiş ve umarım bu arayışımız çok uzun sürmez.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Uzun Oldu Yine...

Yazmaya yazmaya insan pazlanıyor sanki. Dün geceden beri yazmaya niyetlenip geçiyorum klavyenin başına ekran bana bakıyor ben ekrana bakıyorum. Bir türlü toparlayamadım kafamdakileri. Nereden başlasam, hangi birini anlatsam diye düşünüp en sonunda çok uykumun geldiğine karar verip gidip yattım.
Sanırım en iyisi bugünden başlamak geçmişden bahsetmek gerektikce flashback yaparız.
Bugün Ceylin'in allerji uzmanı Prof. Dr. Elif Dağlı ile deri testi randevusu vardı. Öncelikle korktuğum gibi bir test olmadığını belirtmek istiyorum. Ben acaba çok canı yanar mı, Ceylin'i zaptedebilir miyiz gibi endişelerle gitmiştim doğrusu. Testin yapımına başlandığında içim rahatladı. Ceylin'de bir iki defa kaşındığından yakınmak dışında bir problem çıkartmadı. Daha önce yapılmış olan kan testlerine göre kızımızda yumurta akı, inek sütü, fıstık ellerjileri vardı. Sonuç olarak şimdiki deri testine göre de yumurta akı allerjisinin altı bir kez daha çizilmiş oldu. Bunlardan başka da çilek, polen (zeytin ağacı tozu) ve tüy (tavuk, kaz v.b.) allerjileri olduğu ortaya çıktı. Deri testinin kan testinden daha kesin sonuçlar olduğu söylense de benim kafaa tam yatmadı bu çünkü Ceylin'in allerjenlere gösterdiği reaksiyon derisinde olmuyor ki direkt olarak öksürükle kendini gösteriyor ve bunun da deri testi ile nasil anlaaşıldığını bir türlü anlayamadım doğrusu. Bu konuda bilgisi olan birisi var mı acaba?

1 Temmuz 2011 Cuma

Son Havadisler...

Kayıbız bu aralar biliyorum. İşler, tatil, doktor kontrolleri derken kafam rahat geçemez oldum klavyenin başına. Öyle iki  arada bir derede iki satır çiziktirebilen pratik insanlardan da olamadım hiç. İşte şimdi olduğu gibi biriktirip biriktirip yazabiliyorum fırsat buldukça.

Öncelikle yeni bebişten haberler vereyim, oğlumuz gayet sağlıklı görünüyor. Dün de doktorumuzda detaylı ultrason randevumuz vardı. Oldukça kalabalık gittik randevuya ben (doğal olarak), eşim, annem ve Ceylin... Ceylin şimdilik kardeşi için çok sevecen, çok istekli görünüyor. Herşeyini paylaşmaya hazır, kendiliğinden düşünüp planlayıp biberonlarımı da verebilirsiniz, benim yatağımda da yatabilir gibi önerilerle geliyor. Tabi bunlar davulun sesi uzaktan gelirkenki hali bakalim yakindan da ayni hoşlukta gelecekmi? Ben pek sanmıyorum az çok kıskançlık olacaktır haliyle... Bu arada Ceylin kardeşi için şimdiden favori ismini belirledi "Ediz Tuna"... Biz henüz bu konuda yorumda bulunmamış olsak da Ceylin bayağı emin bu ismi sevdiğinden...

Bu arada erkenden yaz tatilimizi de yapıp kürkçü dükkanına döndük biz. Antalya Kemerdeydik 1 hatfa ve inanılmaz güzel geçti. Ceylin çocuk kulubunde harika vakit geçirdi, onlar sayesinde de biz başbaşa kalıp dinlendik, eğlendik, abur cubur kaçamağı yaptık. Ceylin bütün tatil boyunca buzda yatmışcasına öksürmeye devam etti. Etrafımızdakilerin yargılayan ve tenkit eden bakışlarına aldırmadan tatilimizi güzel geçirmeye çalıştık. Bir ara acaba çocuğun boynuna allerjim var ondan öksürüyorum panik yapmayın şeklinde bir bilgilendirme yazısı asmayı da düşünmedim değil :). Zira yabancılardan ziyade Türk anne babaları öyle tedirgin ve ön yargılı davranıyorlardı ki sanki çocuğu zatürre olduğu halde tatile çıkıp keyif çatan ebeveynler gibi görülüyorduk bakışlardan öyle anlaşılıyordu. Oysaki etrafta bizden çok çok daha fazla tehlike saçan Türk anneleri de mevcuttu ama uyarma cesareti gösterebilene pek rastlamadım. Bizi en çok rahatsız edense çocuğuna çocuk havuzundayken meyve ve içecek servisi getiren anne oldu. Bir sürü çocuğun etrafta koşuşturduğu bir yere cam ve porselen kaplarda yiyecek içecek birakıp şezlongunda güneşlenmeye giden hatta kızını da alıp havuz kenarından ayrılan anneye ne demeli bilemiyorum. Benim mantığım almıyor. Kendi çocuğun dikkat etse diğerleri çok ciddi bir kazaya yada yaralanmaya sebep olabilir ki anne olmuş birinin bu duyarlılığı göstermesi beklenir. Oysaki bu anne bununlada yetinmeyip havuz öncesi ve sonrası temizlenilmek için kullanılsın dıye yapılmış olan duşlarda çocuğunun tuvalet ihtiyacını gidermekte de bir sakınca görmüyor. Bir biz mi düşünememiştik acaba diyorum şimdi koştura koştura çocuğu tuvalete yetiştirmeye çalışırken bu "pratik " çözümü.

Tatil dönüşü harıl harıl anaokulu arayışına girdik. Eski okulumuzun servis güzergahının hala daha bize uygun olmayışından dolayı daha yakınlarımızdaki okullara odaklanmak zorunda kaldık. Benim beklentilerimi tam olarak karşılayamasa da evde kalıp sıkılmasındansa yaşıtlarının arasında olmasının faydalı olacağına inanarak diğerlerine nispeten daha iyi durumdaki yakın bir okulda karar kıldık. Geçen hafta öğretmeni ile tanışmaya gittiğinden beri hergün okula gitmek isteyen kızımsa işimizi çok kolaylaştırdır sağolsun. İkinci günden itibaren de servisle gitmek konusunda ısrarcı oldu. Umarım bu istek ve hevesi çabucak geçmez.

Bütün bu güzel şeylerin yanında birde kötü haberim olacak malesef. Sevgili doktorumuz Hülya Sonugür muayenehanelerle ilgili yeni düzenlemeler ve ruhsat alma konusundaki sıkıntılar yüzünden mesleği bırakma kararı almış. Temmuz sonunda kapatıyor muayenehanesini ve malesef bizlere tavsiye edebileceği güvenilir bir isim de veremiyor. Ceylin'in boyunun da beklediği gibi uzamanış olması ise bu duruma tuz biber ekti resmen. Tavsiyesi daha bol yeşillik yemesi ve erken uyuması.

Bizden havadisler şimdilik bu kadar. Tatil fotoğraflarından da eklemek isterdim ama hepsi evdeki bilgisayarda malesef. Belki sonraki yazılarımda yer verebilirim. Hoşçakalın.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Anneler günümüz..

Aslında böyle herkes tarafından kutlanan özel günleri çok da büyütmem. Sade bir hatırlama ve öpücük yeterlidir çoğu zaman. Acaba nasıl bir hediye alacağim diye günler öncesinden meraklanmaya falan da başlamam. Ama bu seferki hediye cidden özel oldu çünkü  hiçbir müdaheleye mahal vermeyecek kararlılıkla bizzat kızım tarafından seçilmişti ve o klasik günde değil de iki gün öncesinde verilmesi yine sevgili kızım tarafından uygun görülmüştü :). İşte Kokoş kızımın bayıla bayıla beğendiği ve en az benim kadar ayağına giyip denemeler yaptığı anneler günü hediyesi. Hepimiz için güzel geçmiştir inşallah.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Birazda Benden Bahsedeyim...

Doğrusunu söylemek gerekirse bu seferki hamileliğim ilkine nazaran zor geçiyor. Mide bulantılarım olmuyor ama hazımsızlık ve yanma gibi etkilerle midem beni yediklerime pişman edebiliyor. Özetle midemde bir tür hoşnutsuzluk söz konusu bakalım ilerleyen haftalarda bu mide şikayetlerim nasıl seyredecek.
Bunun dışında beni daha çok endişelendiren bir çarpıntı şikayetim var ki dün gece cidden kendimden korktum diyebilirim. Gün içinde ve çoğunlukla akşamları ara ara kalbim o kadar şiddetle çarpmaya başlıyor ki sanki dışarıdan belli oluyor ve ağzımdan çıkmak istiyor gibi. Bu esnada nefes alış verişim de hızlanıyor ve daralma hissi geliveriyor. Dün gece yarısı bu tabloya birde baş dönmesi eklendi ki bir süre panikledim. Neyseki sonra yavaş yavaş yatıştı da uyuyabildim. Bugün de doktorumla görüşüp bunların hamileliğin başlarında normal kabul edildiğini endişelenmemem gerektiğini anlatan bir görüşme yapınca içim biraz daha rahatladı. Kısa sürede son bulmasını diliyorum.
Karnımda minik bebek hareketlerine benzer kıpırdanmalar hissetsem de okuduğum kaynakların bunu pek mümkün bulmamaları dolayısı ile emin olamıyorum. Ama yakında çok yakında miniğimin benimle temasa geçeceğini hissediyorum.
Bu cumartesi ikili testimiz için doktorumuzla randevumuz var. 12. haftanın içinde olacağımız için cinsiyetini öğrenme ihtimalimiz ise başka bir heyecan sebebi bizim için.
Kilo kontrolü konusunda şimdilik oldukça iyi gidiyorum. Hamileliğimi öğrendiğimde 56 kg'dım, şimdilerde de 57 kg civarında dolanıyorum. Tabi bu rakam akşam saatlerine doğru artış gösteriyor ama ben bana kendimi en iyi hissettirecek seviyedekini yani sabahları gördüğüm rakami dikkate alıyorum :) Göbeğim hafiften belirmeye başladı ancak hala eski pantolonlarımı giyebiliyorum. Ceylin'e hamileyken 6. ayımdan sonra hamile kıyafeti alma ihtiyacı hissetmiştim. Sanırım o zaman kaslarım daha sıkıydı ve göbeğim o yüzden çok erken belli olmamıştı.
Önceki hamileliğimde de canım birşey çekmemişti bunda da öyle belirgin bir aşerme hissetmedim. Ama isteklerim oluyor tabiki de. Öyle özel bir yiyecek tercihim yok ama farkettim ki yoğurt, ayran ve cacık türü şeyler yemek daha çok rahatlatıyor midemi. Oysaki yoğurt ve türevlerine malesef öyle pek düşkün değilimdir. Umarım ufaklık sever bunları ve bu defa yeme/yedirme problemleri ile uğraştırmaz bizi.
Şimdilik benden ve ufaklıktan haberler böyle. İnşallah cumartesi günkü kontrolden sonra da sizlerle güzel haberler paylaşabilirim.

29 Nisan 2011 Cuma

Bu aralar Ceylin boyamaya eskisinden daha fazla ilgi duyuyor. Bende bu ilgisini kaybetmeden eğlenceli birkaç aktivite serpiştiriyorum akşamlarımıza. Önce evde birikmiş Nutella kavanozları ile başladık işe. Niyetim bunları Ceylin'le birlikte boyayıp Ses Kavanozları yapmaktı. Ceylin boyama kısmında elleri boya oluyor diye biraz hık mık etse de hepsini bir guzel bitirdik. Bu süreci fotoğraflayamadım zira ellerim nerdeyse bileklerime kadar boyaya bulanmıştı ve Ceylin böyle aktiviteleri beraber yapmadığımızda çok çabuk sıkılıyor. Bende boşverdim fotoğraf çekme işini ve kavanozuma konsantre oldum. Böylece Ceylin'in ilgi süreside uzamış oldu. Gerçi daha sonradan gördük ki her boya cam için uygun olmuyormuş. Kuruduktan sonra kabarıp döküldüler ama neyseki Ceylin bunu sorun etmedi. Şimdi aynını cam boyası ile deneyeceğiz. Sonra içlerine ikişerli setler halinde değişik malzemeler (fasulye, mercimek,pirinç v.b.)  koyup eşleştirme yapacağız. Bittikten sonra fotoğraflarını eklerim tabi istediğim gibi olurlarsa :)

Dün akşam da daha önce doğadan topladığımız irili ufaklı taşlarımızı ve jenga parçaları Ceylin'in seçtiği boyalarla renklendirdik. Bunu da fotoğraflayamadım çünkü bunlarla uğraşırken epeyce bir zaman geçirmişiz. Belki akşam eve gittiğimde görüntüleyebilirim hem kurumuş da olurlar. Yaz geldiğinde bu tür boyama çalışmalarını balkon duvarımızda da uygulamayı planlıyorum. Hayatımıza biraz renk gelsin dimi ama :)

19 Nisan 2011 Salı

Bir Melek Duası...

"Allah'ım bebekleri hiç öldürme,
Kötü adamlar yapma,
Kötü adamları kimsenin bulamayacağı bir ormana götür,
Allah'ım sen bizi koru,
Kimsenin zarar vermesine izin verme"

12 Nisan 2011 Salı

İhmalkarım...

Bu aralar bloğum gibi hayatımdaki diğer şeyleri de fazlasıyla ihmal etmiş durumdayım. Yazayım istiyorum ama ne yazsam, ne anlatsam bilemiyorum. Çünkü bu aralar hayatımda bir durağanlık bir dinginlik söz konusu. Şöyle ki evde nerdeyse sadece zaruri işleri yapıyorum ki hayatta kalabilelim. Ceylin ile nerdeyse yapmak istediklerimin nerdeyse %90'ını yapamıyorum çünkü buna yetecek enerjiyi kendimde bulamıyorum. Ofiste neyseki biraz toparlıyorum kendimi ama akşama kadar pilim bitmiş oluyor. Sağolsun eşim çok yardımcı evde bana. Hele son zamanlarda yetişemediğim ne varsa yardım etmeye çalışıyor. O da olmasa işim çok zor.

Bu yeni bebiş beni ilk hamileliğimden daha fazla zorluyor. Mide rahatsızlıklarım zaman zaman beni bezdiriyor. Şimdilik bulantılarım yok ama mide yanmaları ve ekşimeleri yemek yemekten soğuttu resmen. Birde son günlerde sağ bileğimde hafi bir ağrı var. Umarım korktuğum gibi karpal tünel belirtisi değildir. Ceylin ise bu aralar tam bir anne aşığı oldu çıktı. Dün gece beraber uyumaya çalışırken yanaklarımı öyle mıncırdı ki yeter artık kızım demek zorunda kaldım. Elimi, kolumu, kulağımı nerem denk gelirse öpüp duruyor. Bal çıkıyormuş benden öyle diyor. 7 ay sonra benden bal mı çıkıyor, zehir mi hep beraber göreceğiz bakalım. Henüz kardeşinden haberi yok. Erkenden söyleyip sabırsızlandırmak ve ilk dönem şikayetlerimden bebeğin sorumlu olduğunu düşündürmek istemedik.

Son haftalarda Ceylin'le evde hemen hemen hiç yeni bir aktivite yapamadık. Genellikle onun oyunlarına dahil olmakla sınırlı kaldı yaptıklarımız. Son günlerin en favori oyunu komşuculuk, annecilik türü evcilik oyunları ve saklambaç. Bu konuda vicdanım beni hiç rahat bırakmıyor.

Sürpriz meleğe gelirsek aslında doktorum ilk kontrolden 3 hafta sonra çağırmıştı ama nasıl olsa 11. haftada ikili test için gitmemiz gerektiği için randevuyu ona göre erteledik. İkinci seferde insan daha sakin ve relax oluyor, iç güdülerine daha fazla güveniyor sanırım.

25 Mart 2011 Cuma

Sürpriz Melek...

Henüz çok başlarında olmamıza rağmen ikinci meleğimizi beklemeye başlamış bulunuyoruz. Kendisinden 11 Mart 2011 Cuma gecesi sabırsız annenin bir restorant tuvaletinde yaptığı test sonucu haberdar olduğumuz sürpriz bebeğimiz bugün itibariyle tam 6+1 haftalık. 22 Mart 2011 Salı günü kalp atışlarını duymadan müjdeyi vermek istemedim.
Bu seferki hamilelik ilkinkinden çok farklı olacağini en başından hissettirmeye başladı. Daha önce hiç hissetmediğim rahatsızlıklar şimdiden beni zorluyor. Halsizim, her dakka uyuyabilme potansiyelim var, midemde surekli bir rahatsızlık hissi... Ve tabi içimde bir sürü çelişki ve endişe...
İkinci çocuğa karar vermek, ilk çocuğa karar vermekten kat kat daha zor birşey. İkincinin geleceğinin yanı sıra en az onun kadar düşündüğünüz birde ilk göz ağrınız oluyor. Hatta belki ilkini ikinciden daha çok düşünüyorsunuz. Onu ihmal eder miyim? Nasıl karşılayacak? Kardeş kıskançlığı psikolojisini nasıl etkiler? İki  çocuğun ihtiyaçlarına ve masraflarına nasıl yetişiriz? ve daha neler neler...

Henüz Ceylin meleğimle paylaşmadık bu haberi. Mümkünse şu riskli birkaç ayı da atlatıp öyle söylemeyi planlıyoruz tabi birileri ağzından kaçırmazsa. Hem böylece olası bir aksilik halinde onun üzülmesine engel olmak için hemde bu uzun bekleyişte sabrını zorlamamak için.

Bu sefer içime sanki bir oğlumuz olacakmış gibi doğuyor ama belkide eşimin hisleri doğru çıkar ve bir kızımız daha olur. Her ikiside aynı derecede sevindirecek bizi eminim.

Doktorumla en başından normal doğum şansımı sonuna kadar kullanmak istediğim konusunda konuştum bile. O da sağolsun beni destekledi. Takip ettiğim gruplardan ve çevremden de biliyorum ki ülkemizde sezeryan sonrası normal doğum nerdeyse imkansız gözüyle bakılan bir durum. Sadece kendine ve hastasına gğvenebilen birkaç doktor yaptırabiliyor bunu. Oysaki Avrupada bu doğumlar son derece normal ve sık karşılaşılan bir doğum şekli. Sadece doktorun daha önceki doğumun sezeryan ile gerçekleştiğini bilmesi ve hazırda bir ameliyathane bekletmesi gerekiyor.

Evet eğer herşey yolunda giderse bu defa meleğimi kucağıma doğal doğumla almak hayali kuruyorum. Bu konuyla ilgili şimdiden hazırlıklara başladım. Önümüzdeki hafta bir doğuma hazırlık kursuna kayıt yaptırdım. Her cumartesi Memorial şişli hastanesinde Neslihan İskit ile hamilelik yogasına katılacağım. Günlük yürüyüşlerle de doğumda kullanacağım kasları güçlendirmeyi hedefliyorum. Şimdilik bizden bu kadar. Bundan sonra bu blogda hamilelik, doğal doğum, bebek hazırlıkları gibi konularda da yazılarım olacak demek oluyor bu. Herkese mutlu ve huzurlu günler...

15 Mart 2011 Salı

Şükür Kavuşturana...

Bu sabah Nurturia'da blog yasağının kaldırıldığı haberini alır almaz denedim bloğumuza girmeyi ve
Bingooo...!!!

Diğer bloğun o gri ve soğuk yüzüne ısınamamıştım zaten. Bu yüzdende içimden yazmak gelmiyordu açıkçası.
Ayrıca önümüzdeki hafta sizlerle de paylaşmayi istediğim bir haberi yine burdan verebilecek olmak beni daha fazla mutlu etti. Şimdilik bu kadar yazıyorum, devamını haftaya açıklayacağım.




4 Mart 2011 Cuma

Bunlarla Eğleniyoruz...

 Sevimli kurbağalarımızı nasıl buldunuz. Biz kendilerini Ceylin'in odasının kapısına asmayı tercih ettik. Ceylin'in en çok hoşuna giden kurbağasının gözlerini yapıştırmaktı.


Bu sevimli baykuşlar ise Ceylin'in durup durup "anne ne sevimliler dimi" demesine sebep oluyorlar. Ceylin onları salonumuzda sergilemeyi uygun gördü. 


Bu da bizim gemiciğimiz. Ceylin yapımından çok yaptırımına ilgi duyduğundan pek elini sürmese de beni çalıştırmak konusunda oldukça başarılıydı. Yönetici ruhludur zaten oldum olası :)


Bunlar da Canım arkadaşım Iraz'ın  hazırlamış olduğu "Irazca bişeyler" den sadece birkaçı.Aile içi iletişim semineri-2 için gittiğimizde bizi rengarenk cıvıl cıvıl oyuncaklar ve aktivite materyalleri karşıladı. Benim yerimde Ceylin olsaydı ancak benim kadar heyecanlanabilirdi bu harika şeyler karşısında. Yukarıdaki hayvan figürleri ahşaptan ve çocukların gönlünce boyaması için mükemmeller. Ahşap rakamlar ise hem dokunarak hissederek kavrayabilmeleri için. Biz ilk olarak fotokopi makinesi yardımı ile çoktılarını alıp eşleştirme oyunu olarak değerlendirdik. Ama daha çook işimize yarayacaklar.


Bu ilginç yağdanlık da bugün bir ev gereçleri mağazasının indirim reyonunda bana göz kırpınca aklıma müthiş bir fikir verdi. Damlalıkla sıvı aktarma aktivitesi için şimdiye kadar bulabildiğim damlalık çok çok küçüktü ve Ceylin onunla uzun süre çalışmak istemiyor çabuk sıkılıyordu. Bu yağdanlığın şişesi de damlalığı da hem camdan hemde kullanımı çok kolay. Kullanırken içine çektiği sıvıyı rahatlıkla görebiliyorsunuz. Kızımın bayağı hoşuna gitti ve epeyce ilgilendi. Bizden söylemesi

2 Mart 2011 Çarşamba

Şimdilik Yeni Adresimiz

Dün blogların erişiminin kaldırılacağını okuduğumda bana " hadi canım o kadarını da yapamazlar herhalde" dedirtmişlerdi ama yine beni şaşırtmayı başardılar. Karanlıkta yolumu kaybetmiş sevdiklerimi arar gibiyim. Duyduğum her sese kulak kabartıyorum.Ne diyeyim bizde http://ceylinle.wordpress.com/ 'dayız şimdilik. Sesime geliverinn de birbirimizi kaybetmeyelim canlarım.

25 Şubat 2011 Cuma

Neşeli Etkinlikler

Geçenlerde D&R 'da Ceylin'e kitap bakarken Timaş Yayınlarına ait Neşeli Etkinlikler Dizisinden "Bugün Ne Yapayım" adlı kitapla karşılaştım. Ayak üstü bir süre inceledim ve içinde evde çok rahatlıkla yapabilecegimiz bir sürü şey olduğunu görünce hemen aldım. Çok basit ve çocuklarında anlayabileceği şekilde resimli anlatımlarla yapılabilecek etkinlikler bir güzel anlatılmış. Sizde benim gibi ofiste o blog senin bu site benim gezinip " aaa bu ne güzelmiş evde bunu yapabiliriz" deyip de eve gittiğinizde bütün gün aklınızın bir köşesine yazdıklarınızı unutan ve bu gün ne yapsak acaba diye derin derin düşünen annelerdenseniz çok güzel bir kurtarıcı.

23 Şubat 2011 Çarşamba

El Yazısı Öğreniyorum...

Dün iş çıkışı Ceylin'e bir süredir beklediği sürprizlerdene birini ona kitap alarak yapayım diye yolumun istindeki D&R 'a uğrayıp kitap alarak yapayım istedim. Kısıtlı olan zamanımı iyi değerlendirip kendimi kitaplar arasında kaybetmemeye çalışsamda başarılı olamadım yine. Öyle güzel şeyler var ki beni bile cezbediyor oracıkta okuyuveriyorum birkaç tane. Neyse ortalığı talan ederken gözüme bir köşede Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının çıkardığı El Yazısını Öğreniyorum Dizisi takıldı. Bizim için her ne kadar erken olsa da ben birkaç tane almadan edemedim. Şimdilik görsel hafızasına hitap edecek olsalar da ilerde kendi okumaya başladığında da faydalanabiliriz. Gerçi ben el yazısı ile yazılmış hikayeleri okurken zorlanmadım desem yalan olur :) . İşte benim seçtiklerim;

 

22 Şubat 2011 Salı

14 Şubat 2011 Pazartesi

Aile İçi İletişim Semineri-2

Dün gece Sevgili arkadaşım (arkadaşım diyorum çünkü kendisini kendime çok yakın hissediyorum) Iraz Toros Suman'ın ikincisini düzenleyeceğini ilan ettiği seminerinin duyurusunu alınca çok mutlu oldum. İlkinin tadı damağımızda kalmışken, kaldığımız yerden devam edeceğimiz sohbet tadındaki bu etkinliğe katılabilmek isteyecek başkaları da mutlaka vardır diye düşünüp burdan da paylaşmak istedim bu duyuruyu. İlgilenenler lütfen Iraz'la hemen bağlantıya geçsinler, yoksa yer bulamayabilirler.


İlk semineri geçen hafta yapmışım gibi gelse de az kaldı 1 ay olmasına..Kendime sözümdü ayda bir yapmak..Geçen sefer oldukça kalabalıktık, sanki sohbet ettik, sanki birbirimizden çok şey öğrendik, sanki bunu sık sık yapalım dedik :)
Zamanı geldi çattı..Sıra ikincisinde.Populer deyimiyle "terrible two"..2 yaş sendromu..Ve hemen arkasından gelen yorumlar..3 yaş sendromu, 4 yaş sendromu..
Duyuru bir kez de burada:
AİLE İÇİ İLETİŞİM SEMİNERLERİ-2

“Çocuk Oluyorum; 2 Yaş Sendromu, ve 3, ve 4..”
“Benim küçük bebeğim bir çocuğa dönüşüyor ve ben nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum...”
Eyvah çocuğum 2 yaşında diyor ve kaygı dolu bir şaşkınlık mı yaşıyorsunuz?
2 yaş civarında başlayıp devam eden davranış değişiklikleri ile nasıl başa çıkacağınızı bilemiyor musunuz?
...
"Çocuğum artık 2 yaşında değil ama değişen birşey yok, krizler devam ediyor" diyor musunuz?
“2 yaş sendromu” tanımı hayatımızın bir parçası, peki ya 3 yaş, 4 yaş ve sonrası..Sizi bekleyen süreçten haberdar mısınız?
Uçlar arasında gidip gelmek, bir çocuğun gözünden bu tartışmaya kulak vermek, empati yeteneği güçlü bir ebeveyne dönüşmek, gerçek vak’a örneklerini dinleyip fikir üretmek için Uzman Psikolog Iraz Toros Suman’ ın konuşmacı olduğu Aile İçi İletişim Seminerleri’ nin ikincisine, 2 yaş sendromu ve sonrası hakkında konuşmaya davetlisiniz..


Tarih: 27 Şubat 2010, Pazar, 14:00- 16:00
Yer: Bizden1e, Kişisel Gelişim Merkezi, Bostancı
Ücret:25 TL.

Kayıt ve Bilgi Almak İçin: iraztoros@yahoo.com
* Katılım kontenjanla sınırlıdır.Katılmak isteyenler 25 Şubat Cuma gününe kadar kayıt yaptırabilirler.
***

1980 doğumlu Iraz Toros Suman, İstanbul Bilgi Üniversitelerinde aldığı psikoloji lisans eğitiminin ardından bir kadın sığınma evinin kurucu müdürlüğünü yaptı. Bu deneyim aile içi iletişim problemlerinin geldiği son noktaya şahit olmasını; böylece çocuklarla çalışmanın önemini kavramasını sağladı.Bu dönemde uzmanlığını tamamladı ve tezini “aile içi şiddet” üzerine oluşturdu. Kadın sığınma evinde kurduğu oyun odası herşeyin başlangıcıydı. Sağlık bakanlığı çalışanı olarak geçirdiği yıllarda çocuklarla ilgili ölçme-değerlendirme süreçlerinde aktif olarak yer aldı.Normal gelişim gösteren çocukların yanısıra farklı gelişim gösteren çocuklarla bol bol çalışma fırsatı bulan uzmanımız, 2009’dan beri “Iraz’ ın Oyun Grupları” adlı oluşumu ile alternatif eğitim modellerinden esinlenen aktiviteler yaratarak ebeveyn katılımlı oyun grupları düzenliyor. Toros Suman aynı zamanda,İstanbul’ da özel bir merkezde aile danışmanı olarak çalışmakta.

13 Şubat 2011 Pazar

Anne mi, oyun arkadaşı mı?

 
Bu aralar en sık sıkıntı yaşadığımız konulardan biri Ceylin'in oyun oynayabilmek için sürekli birilerini yanında istemesi. Özellikle de beni. Bugün günümün nerdeyse tamamını onunla geçirmem bile mutlu olması için yeterl, olmadı. Bu da bana şunu düşündürdü: acaba anne-baba ilgisinden mahrum büyümesin diye kendimizi çocuklarımızın oyun koçu mu yapıyoruz? Çocuklarımıza kendi oyunlarını kurgulayıp, kendi kendilerine oyun oynayabilme fırsatı vermiyor muyuz? Bir çocuk oyun oynayabilmek için bir yetişkine niçin ihtiyaç duyar?
Kendi çocukluğumu düşünüyorum da annemden beni oynatmasını istediğimi hiç hatırlamıyorum. Kendi oyunumu kendim kurar, oynardım. Çünkü o zamanın koşulları gereği annemin bir sürü işi oluyordu. İşlerini kolaylaştıracak teknolojik imkanlar henüz bu kadar ileri ve yaygın değildi. Biz çocukların da mutlu mutlu oyun oynayabilmesi için rahat bırakılmamız yeterliydi. Üstelik oyuncaklar konusunda şimdiki çocuklar kadar şanslı da değildik. Titiz bir annenin çocuğu olarak oyun oynamak için sokak ile tanışmam pek erken yaşlarda olmadı, çocuğunu sokağa sabah çıkarıp akşam alan bir ailem hiç olmadı ama çocukluğumda can sıkıntısı nedir pek bilmedim doğrusu. Oynanacak hep birşeyler vardı. Üstelik bunları benim için kimsenin hazırlamasına da ihtiyacım yoktu. Bugün anneme de sordum zaten, sen benimle oturup evcilik yada oyun oynadın mı hiç diye, nerdeee kızım o zamanlar işten güçten çocuklarla oynamaya zaman mı kalıyordu dedi.
Oysaki biz yeni jenerasyon anneler özellikle de çalışanlar, çocuklarımızla fazlasıyla meşgulüz. Yeri geliyor ev işlerini bir kenara bırakıyor hatta yardımcı tutuyor, çocuğumuza ayırıyoruz vaktimizi. Yeri geliyor kendimize ayıracak 5 dakikamız olmuyor ama çocuklarımız için her an orda hazır bulunuyoruz. Kendi adıma konuşacak olursam hafta içi yeterince kızımla olamadığımı düşünmem sebebi ile akşamlarımı kızıma tahsis etmiş bulunmaktayım. Aman canım bu akşamda eve biraz geç gideyim yada bir sinema yapıp öyle gideyim deme şansım olmadı çünkü iç sesim buna izin vermiyor. Haftasonlarımız ise genellikle kızımla sosyalleşebilmek adına değerlendirmeye çalıştığımız aktivitelerle geçiyor. Bunlar kızıma eğlenceli gelse de sağladığı tatmin uzun soluklu olmuyor. Eve girer girmez anne hadi seninle bir oyun oynayalım diyor. Peki ne oynayalım dediğimde de oynayabileceğimiz oyunları benim düşünüp seçenekleri ona sunmam gerekiyor. Zaman  zaman evde onun için hazırladığım aktivitelerle ilgilenirken bile beraber olalım istiyor. Montessori felsefesine göre çocuğun ilgilendiği çalışmalarda tekrarların çok önemli olduğundan ve çocuğun bu tekrarlar sayesinde yaşadığı duygusal tatminden bahsediliyor. Bizde bu tekrarlar da pek uzun sürmüyor.
Aklıma bu durumun evdeki tek çocuk olmanın neden olup olmayacağı sorusu da gelmiyor değil. Çok çocuklu ailelerde de çocuklar oyun oynayabilmek için ebeveynlerinden onlara katılmalarını istiyorlar mı acaba? Varmı etrafınızda böyle örnekler?

11 Şubat 2011 Cuma

Ev Aktivitelerimiz...


Son günlerde en sevdiğimiz oyunlarımızdan biri Sevgili Nuran Teyzemiz sayesinde edindiğimiz minyatür meyve-sebzelerimizle gizemli torba oyunu oynamak. Hem torbanın içinden seçtiğimiz nesnenin ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz hemde sebze mi yoksa meyvemi olduğunu öğreniyoruz.


Anne ile birlikte mutfağa geçip küçük şef olmak hala en sevdiğimiz pratik hayat aktivitemiz. Tek başıma ocağın başına geçip tencere karıştırmak ne haddime, kendi mutfağımda yamak muamelesi görüyorum. Herşey küçük şefimizin kullanımına hazır hale getirilip bir kenardan seyrine bakılıyor. Bir yandan da onay alınıyor " anne yapışmasın diye yağ eritiyoruz di mi?"

10 Şubat 2011 Perşembe

Anne İtirafları

1. Kızımı uyutmaya gittiğimde salondaki keyifli sohbetlerde aklım kalıyor. Kızım kucukken de emzirmek için ayrı odaya gitmek zorunda kaldığımda hissederdim aynısını. Birde ben odadan çıkmadan herkes evine dağılıp gittiyse içime bir hüzün çökerdi. Bütün eğlenceyi kaçırdığımı hissederdim.
2. Eşimin beni taklit etmesi yada eleştirmesinden nefret ediyorum. Helede bunu herkesin içinde beni yerin dibine sokacak kadar utandırarak yaptığında (ki bunu yaptığını kesinlikle farketmiyor) gerçekten ordan kaçarak uzaklaşmak istiyorum.
3. Laptop'u kucağına kızımızdan daha fazla aldığında eşime gıcık oluyorum.
4. Bazen Ceylin'e haksız yere sesimi yükseltiyorum ve kendimden kurtulmak istiyorum.
5. Çalıştığım günlerin akşamında Ceylin'i yıkamak maraton koşmak kadar zor geliyor. Bazen en son ne zaman yıkadığımı hatırlamıyorum.
6. Ceylin yeni doğduğunda yaklaşmaya çalışanlara panter edasıyla ne çok hırlamışım sonra sonra farkettim. Hoş haklı yere çemkirdiklerimde çoktur. Bazen insanlar öyle düşüncesiz öyle teklifsizdi ki ne yapayım.
7. Kızımın sevmesine itiraz etmediği yegane kişi olmak beni mutlu etmiyor desem yalan olur. İçimden geldiği gibi sokulup mıncırabiliyorum o da bundan çok mutlu oluyor. Eee anne olmanın da bu kadarcık ayrıcalığı olsun değil mi?

Go...

Ofisteki bilgisayarımın klavyesine dalan gözlerimin önünde belirginleşen iki harf "GO"...
Sizce de birileri bana birşey mi alatmaya çalışıyor?

19 Ocak 2011 Çarşamba

Evde ne mi yapıyoruz?


Mutfakta herşeyi beraber yapıyoruz. Hatta sadece minik şefler çalışsın istiyoruz.




 
Misketlerimiz ve ponponlarımızla değişik kombinasyonlar yapıyoruz.
 Pembe kule ve kahverengi basamaklarımızla farklı dizilimler yapıp üzerinden misket yuvarlıyoruz.
Damlalıkla sıvı transferini artık çok daha rahat yapabiliyoruz. Sanırım hem mantığını daha iyi anladık hemde parmak kaslarımız daha bir gelişti.

18 Ocak 2011 Salı

Çocuk Sevme Adabı..

"Özellikle kızım Ceylin bir bebekken, en nefret ettiğim şeylerden biriydi çocukların hırpalanarak sevilmesi. Hatta izinsiz dokunulması. Önleyebildiklerimi her fırsatta savuşturmaya çalıştım ancak hazırlıksız yakalandığım ani müdaheleler de çok oldu. Kimisine tepkimi belli ettim, çekti gitti, kimisi “aaa ne kıymetli çocuğu var, şuna bak, hanım hanım senin çocuğuna kalmadık biz tamam mıııı...” dedi ya da der gibi baktı. Kimisine tek laf bile edemeden öylece kalakaldım ve içim içimi yedi. Ama hep sordum neden diye? "
Bugün severek takip ettiğim "Annelerin Dünyası" 'na yazdım misafir anne olarak. Devamı burada "tık..."

17 Ocak 2011 Pazartesi

Banyo Sonrası Sendromu...

Başlık tamamen benim uydurmam arkadaşlar çünkü bizden başkasında böyle bir durum gözlendiğini hiç sanmıyorum. Nedir? Şu gerçeği herkes bilir; banyo yapan bir çocuk rahatlar, gevşer ve mışıl mışıl uyur. Yok valla bizde durum tam tersi. Hemde doğduğumuz günden beri bu böyle. Başlarda acaba bana mı öyle geliyor diyordum ama Ceylin'in şimdiye kadar banyo sonrası melekler gibi uyuduğu gecelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gece uyusa bile uyuyana kadar etmediği naz, huysuzluk kalmaz. Hani banyo yapmaktan hoşlanmıyor olsa anlayacağım. Ağlıyor, öfkeleniyor yada agresifleşiyor diyeceğim ama o da yok. bayıla bayıla banyo yapıyor hatta çıkmamak için elinden geleni yapıyor. Hadi giydirme saç kurutma işlemlerini de kazasız belasız atlatık diyelim uyurken mutlaka burnumdan getiriyor. Başka geceler yapmadığı, istemediği şeyleri isteyip birde tuturuyor. Dün gece de banyo yaptıracağım tuttu sevgili kızımı. Yatış aşamasına geçene kadar sorun çıkarmadı ama uyutmak çok fazla zaman ve enerji gerektirdi. Epeydir uyku öncesi rutinimiz diş fırçalama sonrası iki hikaye kitabı okuyup odadan çıkmam şeklinde gerçekleşiyordu. Sonrasında belki bir iki su isteme bahanesi ile çağrılış sonrasında kendi kendine uyukuya dalıyordu. Dün gecenin en zor anı ise onunla yatmamı isteyip bana gözleri dolu dolu bakarak "Anne ben hep senin yanında olmak istiyorum" dediği andı. O noktayı koydu, ben bittim.

14 Ocak 2011 Cuma

Ahh Şu Anneanne ve Babaanneler...

Büyüklerinize kendi doğru bildikleri dışında birşey yaptırmanın ne zor olduğunu tecrübe ettiniz mi hiç? Ben ettim. Varlıkları bulunmaz bir nimet ve mutluluk kaynağı şüphesiz. Ancak şöyle bir gerçek var ki kafalarına yatmayan bir şeyi onlara uygulatmak 3 yaşındaki çocuğunuza uygulatmaktan daha zor.
Bizim son günlerdeki meselemiz Ceylin'in geçmek bilmeyen öksürüklerinin doktorumuzun önerdiği sebze ağırlıklı bir beslenme kürüyle tedavi edilmesi. Sevgili anneciğime defalarca anlatmış olsamda, her sabah yine öksürükle uyandığımızı söyleyip sebze yedirmeye devam etmemiz gerektiğini hatırlatsamda, her telefonda ne yediğini sorup paketli ve turfanda hiçbir gıda yememesi uyarısını tekrarlasamda olmuyor, önünü alamıyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın annem sağolsun elinden geleni yapmaya çalışıyor ama ya Ceylin'e kıyamıyor yada Ceylin allem edip kallem edip istediğini elde ediyor. Daha doğrusu Ceylin birşey yemek istedi mi benim kadar iyi savuşturamıyor. Zamane çocukları da kime ne kadar diş geçirebileceklerini daha kundaktayken öğrendikleri için yufka yürekli anneanne ve babaanneyi çabucak altediveriyorlar. Son bir aydır bizdeki senaryo hergün şöyle;
Akşam annemlere gidiyorum Ceylin'i almaya ve günün kritiğini yapmaya.
" Bugün yine biraz öksürdü" diyor.
"Ne yedi"
"Birkaç dilim portakal (öksürük varken meyve dahil her türlü tatlı gıda yasak). Eee ama çok istedi ne yapayım?
Yada bu sabahda olduğu gibi telefonda babaannesine ne yedi diye soruyorum, tabi bu arada daha yarım saat önce de nelerin verilmemesi gerektiğini hatırlatmış olduğumu aklınızda tutun.
" Çorba içmek istemedi, menemen istedi onu yedi"
"Ama anne yumurtaya allerjisi var doktor vermeyin dedi"
"E ne yapayım ben çorba yemem dedi. Zaten bence onun öksürüğü üşütmekten."
Dip not: 1.Kayınvalidemin evi hamam sıcaklığında sobalı bir evdir.
             2.Ceylin'in hem altı hemde üstü çift giydirilmiştir. Ayrıca yanlarında her an giydirilmeye müsait bir eşofman üstü mevcuttur.
            3. Ceylin'in krup öksürüğünün en etkili tedavisi soğuk havadır.

E ben daha ne diyeyim ki...

11 Ocak 2011 Salı

Yeni Yıl Kutlaması

Dün gece şirketin yılbaşı yemeği vardı. (biliyorum yılbaşı geçeli çok oldu ama bizim şirkette yılbaşı değil yeni yıl kutlanıyor :) . Yemek haftaiçi ve masaiden kısa bir süre sonra olduğu için eve gidip kızımı görme fırsatım olamadı. Hoş gidebilseydim de beni bırakmak istemeyecekti büyük ihtimalle. Aklım meleğimde kaldı ama neyse. Sağolsun annem ve eşim Ceylin'in üzülmemesi için ellerinden geleni yapmışlar. Bende Ceylin'e önceden anlatmıştım o gün geç geleceğimi. Canım kızım hiç problem çıkarmadı tabi hala devam eden öksürüğü saymazsak.
Gece oldukça eğlenceliydi benim açımdan. Hatta bu seneye kadar hiçbir yemekte bu kadar eğlenmemiştim diyebilirim. Bunda kızımın artık büyümüş olmasının ve artık birbirimize yapışık yaşamayışımızın etkisi de yadsınamaz.
Yemek sonrası eşimle kızımı almaya gittiğimizde bizi binbir naz niyazla değilde yüzünde gülücüklerle karşılaması da beni ayrıca mutlu etti doğrusu. Teşekkürler Birtanem, annen olmak harika bir duygu.

Ceylin'den felsefik sorgulamalar:
Anne senin kızın ben olmasaydım, başkası olsaydı onu da severmiydin?
(buyrun siz cevap verin)

Down Türkiye

Bu sabah takip blogları okurken sevgili Blogcu anne'nin destek olun çağrısına kayıtsız kalamazdım. Ben okurken çok duygulandım. Sizleri de aşağıdaki yazıyı okuyup, elinizden gelen desteği göstermeye çağırmak istiyorum.

BİR ANNENİN KALEMİNDEN DOWN SENDROMU



BİLGİSİZLİK KARANLIKTIR, KARANLIKTAN KORKARSINIZ, YUTUVERECEK DİYE SİZİ AMA ÖĞRENDİKÇE BİRBİR ELE GEÇİRİRSİNİZ KARANLIĞIN KALELERİNİ. ARTIK O KADAR KORKUNÇ DEĞİLDİR ETRAF, ÇÜNKÜ AYDINLANMAYA BAŞLAR BİLGİNİN IŞIĞIYLA VE BİR ANDA GÖRÜVERİRSİNİZ GÜZELLİKLERİ KARANLIĞIN ARDINDA SAKLANMIŞ OLAN.

MERHABA BEBEK,

3 Ekim 2007 sabahı, merakla yolunu gözlediğimiz kızımız dünyaya geldi. Narkozdan ayılır ayılmaz , nedendir bilmem, ilk sorduğum soru”saçları var mı?” oldu. Sonraki saatlerde bunun ne kadar önemsiz bir detay olduğunu anladım. Bana yıllar kadar uzun süren birkaç saat boyunca heyecanla bebeğimi görmek için bekledim. O kadar heyecanlıydım ki, eşimin gözlerindeki yaşları farketmedim bile. Süre uzadıkça ve kızım gelmedikçe ters giden birşeyler olduğunu anlamaya başladım. Durmadan “kızım nerede?” diye soruyordum. Eşim koridorda doktorla fısıldaştıkça endişem arttı. Artık tek düşünebildiğim bebeğimin ölmüş olabileceğiydi. Çocuk doktoru gelip bebeğin oksijen alımının (satürasyon) düşük olduğunu, sezeryanla doğumda bunların olabileceğini, bebeğe oksijen verildiğini ve en kısa zamanda bana getireceklerini söyledi. “Bebeğim bana gelemiyorsa, ben ona giderim” dedim eşime. “Gitmem gerek; çünkü ona verilmiş bir sözüm var. Bu değişik ve gürültülü dünyaya geldiğinde alışana kadar yanında olacağıma söz verdim.”
 Israrlarım karşısında beni oyalayacak yol kalmadığı için “peki “dedi, “Hastabakıcıyı çağıralım ve seni yenidoğan ünitesine götürelim”. Bir heyecanla doğruldum ve oturdum yatağın kenarına; tekerlekli sandalyeyi beklemeye başladım. Sonra eşim gelip yanıma oturdu.”Fulya” dedi, “bebeğimiz özel bir bebek olabilir”. Bu, hayatımda duyduğum en korkunç cümleydi. Birden hıçkırıklara boğuldum. Bu kadar çabuk ağlayabileceğimi sanmazdım. Sanki önceden haberim varmış gibi ama yoktu.”Ne demek özel “dedim.”Ne demek !” . O kadar ağlıyordum ki, cümleler çıkamamıştı ağzımdan. Sadece “hayır” diye bir çığlık duyuyordum bana ait olduğunu düşündüğüm.



O an hiçbir yerdeydim. Zaman yoktu, artık sadece uğultular vardı. Simsiyah bir yokluk …


Ve ben ne olduğunu tam anlayamadan asılı kalmıştım, hem de başaşağıya…
Bundan daha kötü bir haber almamıştım ömrüm boyunca. Bana gelip bir aylık ömrün kaldı deseler bu kadar dehşete düşmezdim. Eşim de ağlıyordu. O zaman fark ettim gözlerindeki kırmızılığı. Onun için de üzüldüm. Haberi tek başına almış ve bana iletmek zorunda kalmıştı. Bence bunu birlikte öğrenmeliydik!



Bir anda “kızımı görmem gerek !” dedim. Bir şeyi hemen kabullenmiştim. Bana herhangi bir çocuğun annesine ihtiyaç duyacağından daha fazla ihtiyacı olacaktı. Onu yarı yolda bırakmayacağımı söylemeliydim. Daha ilk dakikalardan itibaren onu yalnız bıraktığımı sanmamalıydı.
Yeni doğan ünitesine girip de kuvözün içindeki koca kafalı , tüy tüy saçlı, basık burunlu, alt dudağı ile üst dudağını emen, kaşı kirpiği olmayan bebeğimi görünce ne kadar çirkin diye düşündüm. Sonra da “daha şimdiden çok kötü bir anne oldum. Hangi anne çocuğuna çirkin der” diye ağlamaya başladım. Uzunca bir süre onu seyrettim, ne kadar ufacık ve yalnızdı. Kuvözden elimi soktum, eline uzandım ve o minik şey sıkıca parmağımı tutuverdi. İşte o zaman ANNE oldum ben.



Kızımın Down Sendromlu olabileceğini kabullenmiştim ama sonraki ziyaretlerimde diğer bebeklere bakıp kızımla benzerliklerini bulmaya çalışmaktan vazgeçemedim. Fakat bu sadece kızımın farklı olduğuna daha da inandırdı beni. Artık test sonucu gelmeden bile Down Sendromlu olduğundan emindim.



Hastaneden çıkıp eve geldiğimiz andan itibaren hayatımız neredeyse tamamen değişti. Evde Down Sendromlu bir bebek olduğu için değil; evde bir bebek olduğu için.



Hastanede hissettiğim o korkunç duygular hastanede kaldı. Sadece ben ve eşim değil ailelerimiz, arkadaşlarımız, komşularımız da Kayra’yı çabucak kabullendi. Tabi ki bizim için üzüldüler. Tabi ki keşkeler dendi ama sevgi hiç eksik olmadı etrafımızdan. Günler geçtikçe Kayra’nın bebekken bile ne kadar mücadeleci olduğunu gördük bu bize umut verdi.



Aylar geçtikçe keşkeler yerini “iyi ki varsin Kayra” ya ve daha sonra”iyi ki böyle varsın Kayra” ya bıraktı.



Motivasyonumuz bazen düştü ama hiçbir zaman tamamen yılmadık. Çünkü bize bakan iki minik parlak göz ve bir gülen kırmızı dudak vardı. Varolmak için bu kadar mücadele veren küçük savaşçımız bize gülümserken ağlamak olur mu dedik biz de güldük.



Mutlu olmayı , sabırlı olmayı, güvenmeyi, araştırmayı, öğrenmeyi, Kayra’yı kendimize saklamayı değil herkesle paylaşmayı hayat felsefemiz yapmaya çalıştık.



Şimdi Kayra 27 aylık ve sadece bizi değil çevremizdekileri de her gün şaşırtıyor. Bence çok şeyler başardı ama daha çok yolu var.Kızım daha yürüyecek, konuşacak, resimler yapıp, şarkılar söyleyecek, okula gidecek, sevecek, aşık olacak. Ben bu günleri her anne gibi göreceğime inanıyorum. Belki biraz daha geç ama yine de göreceğim.


Şimdi geriye bakıp o hastane odasına döndüğümde keşke diyorum; keşke bugün yaşayacağım duyguları ve mutluluğu o zaman bilseydim de o kadar ağlamasaydım. Keşke hastane odam hüzün değil de mutluluk dolu olsaydı. Ne olurdu biri olsaydı ve bana anlatsaydı. Tek kalan üzüntüm, pişmanlığım bu.



Gerisi umut ve mutluluk dolu…



21 Ocak 2010

Fulya Ekmen


Fulya Ekmen, down sendromlu Kayra’nın annesi. 2009 Kasım ayında başlattığı Down Türkiye hareketi şimdi dernekleşti.
Destek olmak için:

1.Konu hakkında daha fazla öğrenelim: Şu ayrıntılı söyleşiyi mutlaka okuyun.

2.Haberdar olalım: Down Türkiye’nin web sitesinde gerek Down Sendromu ile ilgili bilgiler, gerekse etkinlikle ilgili bilgiler var.

3.Paylaşalım: Down Türkiye’nin Facebook sayfasını arkadaşlarınızla paylaşabilir, katılımcıları arttırabilirsiniz.

Görmezden gelmeyelim.
Herkesin kendimize benzemesi gerektiğini, bize benzemeyenlerin “eksik “ olduğunu düşünmeyi bırakmamız gerekiyor. Bu çok kuvvetli bir önyargı. Farklılığın da hayatın bir parçası olduğunu, herkesin kendine özgü zayıf ve kuvvetli tarafları olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.

Özellikle zihinsel engelli insanlara yaklaşım genellikle acıma ya da dışlama şeklinde görülüyor. Diyoruz ki aslında hepimiz aynıyız, farklılıkları değil, benzerlikleri görmek için baktığınızda bunu siz de fark etmeye başlayacaksınız.

Biz herkesi bizim için gönüllü olarak çalışmaya çağırıyoruz. Bunu yaparken fazla zaman ayırmanıza, para harcamanıza bile gerek yok. Sadece bizi internet sitemizden takip ederek Down Sendromu hakkında çok şey öğrenebilir ve bunları tanıdıklarınızla paylaşarak, ya da çocuğunuzun okulunda okumak isteyen Down Sendromlu bir çocuğu kucak açarak, yolda gördüğünüzde herhangi biri gibi görmekten kaçınmayarak, iş vererek, arkadaş olarak, benzerliklere odaklanarak ve en önemlisi çevrenizi de böyle davranmaya teşvik ederek bizim için gönüllü olarak çalışmış olabilirsiniz. Bunları yapıp ben Down Sendromu gönüllüsüyüm diyebilirsiniz ve sizin gibi diyenler arttıkça toplum çok daha hızlı değişecektir göreceksiniz.
diyor Fulya Ekmen.