ceylin

Lilypie Kids Birthday tickers Lilypie Third Birthday tickers

25 Şubat 2011 Cuma

Neşeli Etkinlikler

Geçenlerde D&R 'da Ceylin'e kitap bakarken Timaş Yayınlarına ait Neşeli Etkinlikler Dizisinden "Bugün Ne Yapayım" adlı kitapla karşılaştım. Ayak üstü bir süre inceledim ve içinde evde çok rahatlıkla yapabilecegimiz bir sürü şey olduğunu görünce hemen aldım. Çok basit ve çocuklarında anlayabileceği şekilde resimli anlatımlarla yapılabilecek etkinlikler bir güzel anlatılmış. Sizde benim gibi ofiste o blog senin bu site benim gezinip " aaa bu ne güzelmiş evde bunu yapabiliriz" deyip de eve gittiğinizde bütün gün aklınızın bir köşesine yazdıklarınızı unutan ve bu gün ne yapsak acaba diye derin derin düşünen annelerdenseniz çok güzel bir kurtarıcı.

23 Şubat 2011 Çarşamba

El Yazısı Öğreniyorum...

Dün iş çıkışı Ceylin'e bir süredir beklediği sürprizlerdene birini ona kitap alarak yapayım diye yolumun istindeki D&R 'a uğrayıp kitap alarak yapayım istedim. Kısıtlı olan zamanımı iyi değerlendirip kendimi kitaplar arasında kaybetmemeye çalışsamda başarılı olamadım yine. Öyle güzel şeyler var ki beni bile cezbediyor oracıkta okuyuveriyorum birkaç tane. Neyse ortalığı talan ederken gözüme bir köşede Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının çıkardığı El Yazısını Öğreniyorum Dizisi takıldı. Bizim için her ne kadar erken olsa da ben birkaç tane almadan edemedim. Şimdilik görsel hafızasına hitap edecek olsalar da ilerde kendi okumaya başladığında da faydalanabiliriz. Gerçi ben el yazısı ile yazılmış hikayeleri okurken zorlanmadım desem yalan olur :) . İşte benim seçtiklerim;

 

22 Şubat 2011 Salı

14 Şubat 2011 Pazartesi

Aile İçi İletişim Semineri-2

Dün gece Sevgili arkadaşım (arkadaşım diyorum çünkü kendisini kendime çok yakın hissediyorum) Iraz Toros Suman'ın ikincisini düzenleyeceğini ilan ettiği seminerinin duyurusunu alınca çok mutlu oldum. İlkinin tadı damağımızda kalmışken, kaldığımız yerden devam edeceğimiz sohbet tadındaki bu etkinliğe katılabilmek isteyecek başkaları da mutlaka vardır diye düşünüp burdan da paylaşmak istedim bu duyuruyu. İlgilenenler lütfen Iraz'la hemen bağlantıya geçsinler, yoksa yer bulamayabilirler.


İlk semineri geçen hafta yapmışım gibi gelse de az kaldı 1 ay olmasına..Kendime sözümdü ayda bir yapmak..Geçen sefer oldukça kalabalıktık, sanki sohbet ettik, sanki birbirimizden çok şey öğrendik, sanki bunu sık sık yapalım dedik :)
Zamanı geldi çattı..Sıra ikincisinde.Populer deyimiyle "terrible two"..2 yaş sendromu..Ve hemen arkasından gelen yorumlar..3 yaş sendromu, 4 yaş sendromu..
Duyuru bir kez de burada:
AİLE İÇİ İLETİŞİM SEMİNERLERİ-2

“Çocuk Oluyorum; 2 Yaş Sendromu, ve 3, ve 4..”
“Benim küçük bebeğim bir çocuğa dönüşüyor ve ben nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum...”
Eyvah çocuğum 2 yaşında diyor ve kaygı dolu bir şaşkınlık mı yaşıyorsunuz?
2 yaş civarında başlayıp devam eden davranış değişiklikleri ile nasıl başa çıkacağınızı bilemiyor musunuz?
...
"Çocuğum artık 2 yaşında değil ama değişen birşey yok, krizler devam ediyor" diyor musunuz?
“2 yaş sendromu” tanımı hayatımızın bir parçası, peki ya 3 yaş, 4 yaş ve sonrası..Sizi bekleyen süreçten haberdar mısınız?
Uçlar arasında gidip gelmek, bir çocuğun gözünden bu tartışmaya kulak vermek, empati yeteneği güçlü bir ebeveyne dönüşmek, gerçek vak’a örneklerini dinleyip fikir üretmek için Uzman Psikolog Iraz Toros Suman’ ın konuşmacı olduğu Aile İçi İletişim Seminerleri’ nin ikincisine, 2 yaş sendromu ve sonrası hakkında konuşmaya davetlisiniz..


Tarih: 27 Şubat 2010, Pazar, 14:00- 16:00
Yer: Bizden1e, Kişisel Gelişim Merkezi, Bostancı
Ücret:25 TL.

Kayıt ve Bilgi Almak İçin: iraztoros@yahoo.com
* Katılım kontenjanla sınırlıdır.Katılmak isteyenler 25 Şubat Cuma gününe kadar kayıt yaptırabilirler.
***

1980 doğumlu Iraz Toros Suman, İstanbul Bilgi Üniversitelerinde aldığı psikoloji lisans eğitiminin ardından bir kadın sığınma evinin kurucu müdürlüğünü yaptı. Bu deneyim aile içi iletişim problemlerinin geldiği son noktaya şahit olmasını; böylece çocuklarla çalışmanın önemini kavramasını sağladı.Bu dönemde uzmanlığını tamamladı ve tezini “aile içi şiddet” üzerine oluşturdu. Kadın sığınma evinde kurduğu oyun odası herşeyin başlangıcıydı. Sağlık bakanlığı çalışanı olarak geçirdiği yıllarda çocuklarla ilgili ölçme-değerlendirme süreçlerinde aktif olarak yer aldı.Normal gelişim gösteren çocukların yanısıra farklı gelişim gösteren çocuklarla bol bol çalışma fırsatı bulan uzmanımız, 2009’dan beri “Iraz’ ın Oyun Grupları” adlı oluşumu ile alternatif eğitim modellerinden esinlenen aktiviteler yaratarak ebeveyn katılımlı oyun grupları düzenliyor. Toros Suman aynı zamanda,İstanbul’ da özel bir merkezde aile danışmanı olarak çalışmakta.

13 Şubat 2011 Pazar

Anne mi, oyun arkadaşı mı?

 
Bu aralar en sık sıkıntı yaşadığımız konulardan biri Ceylin'in oyun oynayabilmek için sürekli birilerini yanında istemesi. Özellikle de beni. Bugün günümün nerdeyse tamamını onunla geçirmem bile mutlu olması için yeterl, olmadı. Bu da bana şunu düşündürdü: acaba anne-baba ilgisinden mahrum büyümesin diye kendimizi çocuklarımızın oyun koçu mu yapıyoruz? Çocuklarımıza kendi oyunlarını kurgulayıp, kendi kendilerine oyun oynayabilme fırsatı vermiyor muyuz? Bir çocuk oyun oynayabilmek için bir yetişkine niçin ihtiyaç duyar?
Kendi çocukluğumu düşünüyorum da annemden beni oynatmasını istediğimi hiç hatırlamıyorum. Kendi oyunumu kendim kurar, oynardım. Çünkü o zamanın koşulları gereği annemin bir sürü işi oluyordu. İşlerini kolaylaştıracak teknolojik imkanlar henüz bu kadar ileri ve yaygın değildi. Biz çocukların da mutlu mutlu oyun oynayabilmesi için rahat bırakılmamız yeterliydi. Üstelik oyuncaklar konusunda şimdiki çocuklar kadar şanslı da değildik. Titiz bir annenin çocuğu olarak oyun oynamak için sokak ile tanışmam pek erken yaşlarda olmadı, çocuğunu sokağa sabah çıkarıp akşam alan bir ailem hiç olmadı ama çocukluğumda can sıkıntısı nedir pek bilmedim doğrusu. Oynanacak hep birşeyler vardı. Üstelik bunları benim için kimsenin hazırlamasına da ihtiyacım yoktu. Bugün anneme de sordum zaten, sen benimle oturup evcilik yada oyun oynadın mı hiç diye, nerdeee kızım o zamanlar işten güçten çocuklarla oynamaya zaman mı kalıyordu dedi.
Oysaki biz yeni jenerasyon anneler özellikle de çalışanlar, çocuklarımızla fazlasıyla meşgulüz. Yeri geliyor ev işlerini bir kenara bırakıyor hatta yardımcı tutuyor, çocuğumuza ayırıyoruz vaktimizi. Yeri geliyor kendimize ayıracak 5 dakikamız olmuyor ama çocuklarımız için her an orda hazır bulunuyoruz. Kendi adıma konuşacak olursam hafta içi yeterince kızımla olamadığımı düşünmem sebebi ile akşamlarımı kızıma tahsis etmiş bulunmaktayım. Aman canım bu akşamda eve biraz geç gideyim yada bir sinema yapıp öyle gideyim deme şansım olmadı çünkü iç sesim buna izin vermiyor. Haftasonlarımız ise genellikle kızımla sosyalleşebilmek adına değerlendirmeye çalıştığımız aktivitelerle geçiyor. Bunlar kızıma eğlenceli gelse de sağladığı tatmin uzun soluklu olmuyor. Eve girer girmez anne hadi seninle bir oyun oynayalım diyor. Peki ne oynayalım dediğimde de oynayabileceğimiz oyunları benim düşünüp seçenekleri ona sunmam gerekiyor. Zaman  zaman evde onun için hazırladığım aktivitelerle ilgilenirken bile beraber olalım istiyor. Montessori felsefesine göre çocuğun ilgilendiği çalışmalarda tekrarların çok önemli olduğundan ve çocuğun bu tekrarlar sayesinde yaşadığı duygusal tatminden bahsediliyor. Bizde bu tekrarlar da pek uzun sürmüyor.
Aklıma bu durumun evdeki tek çocuk olmanın neden olup olmayacağı sorusu da gelmiyor değil. Çok çocuklu ailelerde de çocuklar oyun oynayabilmek için ebeveynlerinden onlara katılmalarını istiyorlar mı acaba? Varmı etrafınızda böyle örnekler?

11 Şubat 2011 Cuma

Ev Aktivitelerimiz...


Son günlerde en sevdiğimiz oyunlarımızdan biri Sevgili Nuran Teyzemiz sayesinde edindiğimiz minyatür meyve-sebzelerimizle gizemli torba oyunu oynamak. Hem torbanın içinden seçtiğimiz nesnenin ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz hemde sebze mi yoksa meyvemi olduğunu öğreniyoruz.


Anne ile birlikte mutfağa geçip küçük şef olmak hala en sevdiğimiz pratik hayat aktivitemiz. Tek başıma ocağın başına geçip tencere karıştırmak ne haddime, kendi mutfağımda yamak muamelesi görüyorum. Herşey küçük şefimizin kullanımına hazır hale getirilip bir kenardan seyrine bakılıyor. Bir yandan da onay alınıyor " anne yapışmasın diye yağ eritiyoruz di mi?"

10 Şubat 2011 Perşembe

Anne İtirafları

1. Kızımı uyutmaya gittiğimde salondaki keyifli sohbetlerde aklım kalıyor. Kızım kucukken de emzirmek için ayrı odaya gitmek zorunda kaldığımda hissederdim aynısını. Birde ben odadan çıkmadan herkes evine dağılıp gittiyse içime bir hüzün çökerdi. Bütün eğlenceyi kaçırdığımı hissederdim.
2. Eşimin beni taklit etmesi yada eleştirmesinden nefret ediyorum. Helede bunu herkesin içinde beni yerin dibine sokacak kadar utandırarak yaptığında (ki bunu yaptığını kesinlikle farketmiyor) gerçekten ordan kaçarak uzaklaşmak istiyorum.
3. Laptop'u kucağına kızımızdan daha fazla aldığında eşime gıcık oluyorum.
4. Bazen Ceylin'e haksız yere sesimi yükseltiyorum ve kendimden kurtulmak istiyorum.
5. Çalıştığım günlerin akşamında Ceylin'i yıkamak maraton koşmak kadar zor geliyor. Bazen en son ne zaman yıkadığımı hatırlamıyorum.
6. Ceylin yeni doğduğunda yaklaşmaya çalışanlara panter edasıyla ne çok hırlamışım sonra sonra farkettim. Hoş haklı yere çemkirdiklerimde çoktur. Bazen insanlar öyle düşüncesiz öyle teklifsizdi ki ne yapayım.
7. Kızımın sevmesine itiraz etmediği yegane kişi olmak beni mutlu etmiyor desem yalan olur. İçimden geldiği gibi sokulup mıncırabiliyorum o da bundan çok mutlu oluyor. Eee anne olmanın da bu kadarcık ayrıcalığı olsun değil mi?

Go...

Ofisteki bilgisayarımın klavyesine dalan gözlerimin önünde belirginleşen iki harf "GO"...
Sizce de birileri bana birşey mi alatmaya çalışıyor?