ceylin

Lilypie Kids Birthday tickers Lilypie Third Birthday tickers

21 Ekim 2010 Perşembe

Evdeki Minik Kurtçuk...

Evet evet bu aralar bizim minik evimizde bir de bir minik kurtçuk var. Hiç de öyle iğrenilecek cinsten değil. Minik bir kitap kurdu bu. Ceylin adı.
Evin yeni düzeni gereği en göz önünde olan tv sehpamızın rafına yerleştirilmiş kitaplarına yoğun bir ilgi var. Akşam kimi yakalarsa oturtuyor yanıbaşına, bir koşu gidip birkaç kitap kapıyor. Favorileri anne yapımı olanlar tabi. Bu konuda (montessori_egitimi@yahoogroups.com )grubumuzla yaptığımız çalışmadan dolayı ekibe minnettarım.
Bunlar yetmediğinde diğer kitaplarımızı da defalarca okuyoruz. Artık her kelimesini ezberliyoruz bazılarının. Bende yaklaşmakta olan doğumgünümüz sebebi ile kuzuma birkaç tane daha kitap sipariş ettim. Hepsi de beğeni almış ve tavsiye edilmi kitaplar. Sizlerle de paylaşayım istedim. Dört gözle beklediğim sipariş listemiz şöyle:
Sevgili arkadaşım Nuran'ın önerdiği bu kitap en çok merak ettiğim.
Bu da kitapçıda inceleyip anlatımını ve çizimlerini çok beğendiğim bir diğeri,

Bu kitabı kitapçıda inceleme fırsatı bulamadım ama birkaç yerden oldukça başarılı bir öykü olduğu duyumunu aldım :)

Bunlar da bir süredir almak için sabırsızlandıklarım. Ben hepsini çok beğenerek ve isteyerek aldım. Umarım kızımda benim kadar sever.

Bu arada küçük bir sır vermeden edemeyeceğim en uygun fiyatları D&R internet sayfasında buldum. Üstelik kargo ücreti de yok.

15 Ekim 2010 Cuma

Uyku Problemi...

Aynı dönem çocuklarında da görülüyormu bilmem ama bu aralar bizim ufaklıkta bir uyumak istememe durumu başgösterdi. Geçtiğimiz haftasonundan itibaren üç gecedir yatağına yatmamak, uyumamak için resmen direniyor. İlk seferinde evimizde yatılı misafir olmasına bağladım bu durumu. Yadırgamış olabilir diye düşündüm. Yinede yatağında uyuması için ikna etmeye çalıştım ama üstüne fazla gidip daha da ürkütmekten korktum. Belki bu ara özel yakınlık göstermemizi istiyordur dedim ve bizimle uyumasına izin verdim. Birkaç gün sonra tekrarladı bu yatmak istememe hali. Her akşam yatmadan önce uyguladığımız rutini tekrarlayıp odasına geçiyoruz. Masal istiyorsa masal, ninni istiyorsa ninni söylüyorum yada o gece sarılıp uyumak istiyorsa ona da peki diyorum. Ama sonra kim dürtüyor bilmiyorum kalkıp "benim uykum yok, ben yatmıcam" diye mızmızlanmaya başlıyor. Uyuması gerektiğini güzel güzel anlatmaya çalışıyorum. Bir güzel de dinliyor ama dediğim dedik. Peki o zaman uyumak zorunda değilsin ama odanda kalman gerekiyor, çocukların yatma saati, dinlen uykun gelince uyursun diyorum ona da kanmıyor. Hatta bazen uyku öyle bir vuruyorki kafasına içli içli, hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Bildiğim yada o an aklıma gelen herşeyi deniyorum ama en sonunda pes etmek zorunda kalıyorum. Odasını onu hapsettiğimiz bir yer olarak mimlesin istemiyorum. Gecenin o saatinde zaten iyice yorulmuş olan bedenim ve zihnim daha fazla mücadeleyi göze alamıyor.Madem uyumak istemiyor, odanda durmuyorsun o halde uykun geldiğinde kendiliğinden yatağına gidip uyuman gerekiyor, ben de kendi yatağıma gidip uyuyacağım diyorum odasından ok gibi fırlıyor. Nasıl mutlu, nasıl mutlu. Mecburen bilgisayarın başına çökmüş olan baba yerinden sökülerek kaldırılıyor ve yatışa geçiliyor. Kuzu yine de hiiiiç oralı değil. Uyuduğuma ikna olana kadar başucumda bekliyor. Sonra boynunu büküp, kuyruğunu kıstırıp odasına gidiyor tıpış tıpış. Dün gece nerdeyse oturup ağlayacaktım bu görüntü sonrası. Nasıl içim parçalandı anlatmam imkansız. Anne yüreğim dayanamadı tabi birkaç dakika sonra üstünü örtme bahanesiyle kontrole gittim. O da dokunsam ağlayacak gibi bir ifade ile sızmak üzere. Geri adım atıp yanlış mesaj vermek de istemedim. İçim içimi yiyerek sabahı sabah ettim. Ne uyudum, nasıl uyudum bilmiyorum. Doğru mu yaptım onu hiç bilmiyorum.

14 Ekim 2010 Perşembe

Ceylin'den inciler...

...
Akşam yatmadan önce klozette oturan Ceylin'den,
C: Anne keşke bu babamla senin tuavetin (tuvaletin) olsaydı. Benimde şu taday (iki eliyle boyutunu gösteriyor) tuavetim olsaydı şuyda (hemen yanda). Yanından deçebiydik (geçebilirdik). Niye yapmamışlay anne???

...
Tuvalette ayakta durmaktan yorulan anneye öneri,
C: Anne benim veviden...vedi.. vediven... Söyleyemedim anne sen söylesene.
A: Merdiven
C: Vedivenime otuyabiliysin.

...
Kuzeni Azra'yla kapıda vedalaşırken,
C: Azya ne tatlı tonuşuyosun...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Kutlama Hazırlıkları...

Malum meleğimin doğum günü yaklaşıyor. Bu yıl aile içindeki program zenginliği kalabalık bir kutlamaya izin vermesede Ceylin için özel birseyler olsun istiyorum. Bu yüzden bütün organizasyonu ve süslemeleri kendim yapacağım. Sadece mideye indirilecek lezzetli yiyecekler için birkaç hileye başvuracağım hepsi bu. İlk olarak evin süslenmesine el attım. Tam olarak bitirememiş olsamda herşeyi kafamda planladım. Belki sizlere de fikir verir yada sizlerden daha parlak fikirler gelir düşüncesi ile burda paylaşmayı uygun buldum. Umarım yüzüme gözüme bulaştırmadan altından kalkabilirim.
Öncelikle yazıcıdan aldığım renkli ve değişik kalp şekillerine yine rengarenk harflerle "İYİKİ DOĞDUN CEYLİN" yazıp lamine edeceğim. Sonra delgeçle delip bir ip yada tüle geçirip evin en görünen duvarına asacağım.
Salondaki avizelere de rüzgar gülü gibi sallanacak şekilde renkli kalpler, yıldızlar güneş falan asacağım.
Evin muhtelif yerlerine sevimli hayvan resimleri asacağım. Tabi yerlerde bir sürü balon da olacak. Ayrıca Ceylin'in sevdiğim bir resminden  minik bir davetiye tasarladım. fotoğrafçıda bastırtacağız.Gelenlere verilmek üzere minik hediyeler de hazırlamak istiyorum. Bu da sanırım Ceylin'in başka resimleri ile hazırlanacak bir kitap ayracı ve tüllere sarılmış minik bademli şekerler şeklinde olacak. Çünkü şimdiye dek aklıma başka bir alternatif gelmedi :)
Birde daha öncekinde de yaptığım gibi movie maker ile meleğimin fotoğraflarından oluşacak minik bir gösterim ve hoş müzikler hazırlamalıyım.Bana müzikler konusunda öneride bulunabilecek biri varmı acaba?

6 Ekim 2010 Çarşamba

Ceylin'den inciler...

...
(Annesi ikinci bebeği hamile olan kuzeniyle yatakta zıplarken)
Sarp: Benim kardeşim olcak!!!
Ceylin: Benim de olcak... (şu an için yok öyle birşey tabi bizimki sallıyor)
Ceylin: Annee benim tanımda da( karnımda da) bebet olsun. (annelik içgüdüsü böyle birsey herhalde :)
...
(Gece uyku öncesi çenesi düşen Ceylin döktürür)
Ceylin: Anne tadeşim(kardeşim) olursa ben uyutabilir miyim?
Anne: Tabiki uyutabilirsin hayatım.
Ceylin: Nasıııl?
Anne: Böyle benim gibi yanına yatarsın.
Ceylin: Anne benim tanımda da bebet olsuun.. (annelige nasıl bir özeniştir çözemedim)
Anne: Senin karnında da bebek olursa sen onun annesi olursun. Bende anneannesi olurum
Ceylin: Yok sen benim annem ol. (tam anlayamadı herhalde ne demek istediğimi)
Anne: Annecim ben hep senin annen olucam ama senin bebeğin olursa onun annesi sen olursun, ben anneanne olurum.
Ceylin: ııı ııgh. Sen benim annem ol. (peki...!!)
...
Bu aralar Ceylin'de yeni bir kaygı durumu var. Sağdan soldan espri yaptıklarını zannedip "sen bizim kızımız ol. Annesi bu kızı sen bize ver" şeklindeki saçmalamaları ciddiye alıp iyice bana sokuluyor. Ve kaygısı bu aralar su yuzune çıkıp çıkıp kelimelere dökülüyor.
"Anne sen beni verme"
Benim içim bir tuhaf oluyor bunu duydukça. Acaba ihtiyacı olduğunda gerektiği gibi ilgilenemiyor muyum? Yada farkında olmadan ona bunu çağrıştıracak bir hata mı yaptım diye düşünüp duruyordum. Dün bu endişelerimi boşa çıkardı. Birilerinin gelip onu bizden almaya çalışmalarından rahatsız oluyormuş.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Anaokulumuza Veda...

Çok severek ve içimize sinerek başlayan anaokulu hayatımız bir ay gibi kısa bir sürede maalesef ulaşım sorunumuz çözülemediği için sona erdi. Hiç bu kadar zor geleceğini düşünmemiştin doğrusu. Çocuğumu mutlu olduğu ortamdan elimde olmayan sebeplerle de olsa mahrum bırakmak vicdanımı rahatsız ediyor.  Umutlar tükenmiş değil gerçi. Ceylin’in çok sevdiği Kübra öğretmenine de okul yönetimine de ulaşımla ilgili bir gelişme olursa mutlaka haberdar olmak istediğimizi belirttik. Duruma benim kadar duygusal yaklaşmadığını sandığım eşim bile kayıt sonlandırma işlemleri için gittiği anaokulumuzdan ayrılırken içinin burkulduğunu söyledi. Ben utanmasam ofiste resmen ağlayacaktım. Bu kadar kısa zamanda nasıl bu kadar benimsedik fark etmemişiz. Bizimle kısa bir süre de olsa böyle güzel bağlar kuran herkese çok teşekkür ederim. Daha iyi şartlarda tekrar birlikte olmak dileğiyle. Sevgiler...

1 Ekim 2010 Cuma

Buz ve Ponponlarla Eğlence...

 
Nasıl yoğun bir haftaydı anlatamam. Üstelik geçmek de bilmedi. Bir sürü aksilik bir dolu iş sanki hep bu haftayı beklemiş. Ne kendime, ne evime, nede bloguma hiç zaman ayıramadım. Bari kısaca bu hafta Ceylin'le neler yaptık kısa bir özet geçeyim dedim. Ceylin hanım boyalardan ve yapıştırıcılardan pek hoşlanmadığı için her çocuk için paha biçilmez bir eğlence aracı olan su ile ilgili şeyler yapmak istedim. Önce Ceylinle evde bir tur atıp çeşitli madde ve formda birkaç cisim topladık. sonra bunları su dolu kabımızın içine atıp yüzenlerle batanları gözlemleyip ayrıştırdık.
 Sonrada buz elde etmek için içindekilerle birlikte su dolu kabımızı dolabımıza yerleştirdik. Bu Ceylin'in ilgisini çekince yine sulu bir aktiviteye geçtik.
Sarı ve mor boyalarımızı suyla karıştırıp iki değişik renkte su eldeettik. Bunları buz kabına aktararak hem sıvı transferi ile ilgili bir çalışma yapmış olduk hemde kendimize değişik formlarda buzlar elde etmek için gerekli hazırlığı tamamlamış olduk. Tabiki Ceylin'in binlerce sorusu eşliğinde kaplarımızdaki buzların oluşumu için beklememiz gerekti. Sonraki akşam buzlarımızı dolapran çıkarıp incelemeye başladık. Ceylin cisimlerin neden çıkmadığını sorup durdu. Çözülme başlayınca tek tek cisimlerin çıkışına tanık oldu. Sonra renkli buzlarımızla oynamaya başladık. Bizim buz kalıbımız buzların ortasını delik bırakacak türdendi. Bizde bir ayakkabı bağcığına buzlarımızı dizip kolye yaptık. Sonrada buzları çıkardığımız kalıba tekrar yerleştirdik. İtiraf edeyin bu tamamen Ceylin'in fikriydi.

Bir başka gün de ponponları ile oynamak istedi Ceylin. Daha öncede yaptığı gibi sayı kartlarımızın üstüne ponponlarını yerleştirdi.