ceylin

Lilypie Kids Birthday tickers Lilypie Third Birthday tickers

30 Kasım 2010 Salı

Akşamdan Notlar...

Dün akşam kızımla başbaşa geçirdiğimiz saatlerde çok ama çok eğlendik. O uyuyana kadar hep onunla ilgilendim yada o benimle. Her ne yapıyorsam oda yapmak istedi. Beraber soframızı hazırladık ve dokuz takla atmadan sakince yediğimiz nadir akşam yemeklerinden birini daha tarihe not ettik. Sonra mutfakta Ceylin damlalıkla su aktarma çalışması yapmak istedi. Eğlenceli olsun diye renkli bir su hazırladık. Daha önceki denememizde mantığını pek kavrayamamıştı damlalığın. Bu sefer daha başarılıydı. Bir süre sonra kaptan kaba su aktarma çalışmasına dönüştü olay, daha sonra da tepsiye dökülenler dolayısı ile tepsi temizlemeye. Beni en çok etkileyen ne oldu biliyor musunuz? Ceylin'in tepsiyi temizlerken yaptıklarının Hilal Hanımın seminerlerde bizlere örnek sunum yaparken yaptıkları ile tıpatıp aynı olması. Evet gerçekten hiç müdahele edilmediğinde bir çocuk Montessori yöntemini içgüdüsel olarak uyguluyor. Buna birebir şahit oldum ve bu yönteme bir kez daha hayran kaldım.


Sonra geçtik pratik hayat uygulamalarından yemek yapmaya. Sakın çocuğumu aktivite bombardımanına tuttuğum zannedilmesin. Bunların tamamı Ceylin'in yapmak istedikleri. Yani çocuğumu izledim. Tam bir işbölümü sonucu ortaya harika bir tavuk göğsü çıkarttık kızımla. En eğlenceli kısmı ise bütün bunlar olurken aramızda geçen dialoglardı. O anlarda hep "ahh bir kamera olsaydı da şu konuşmaları kaydetseydi" demişimdir. E hafıza da balıklar kadar zayıf olunca da yazılamıyorlar malesef.
Bu aralar yeni merakımız yap-bozlar. Ahşap olanları artık çarçabuk yapıyor. Geçen sene sevgili Esra ve Bennu'nun hediye ettiği 20 parçalı 2 yapboz en favori olanı.
Birde dün akşam yap-bozlarla oynarken rolleri bir değiştik ki sormayın. Ceylin'de kendimi izledim resmen. Ve açıkçası bu pekde hoşuma gitmedi. Neden derseniz benden huysuzluk eden bir bebek olmamı istedi. Bende rolümü hakkıyla yerine getirdim. Beni teselli etmeye çalışmaları, işe gitmek zorunda olduğunu açıklayışı, ben sabrını taşırdıktan sonra söylene söylene isteklerimi yapması. Nasılda beynine yer etmişim. Her ne kadar onun kadar çocuk olamasamda birinin bana böyle davranması hiç hoşuma gitmedi hatta bazılarına içerledim bile. Ne kadar çok ve sert cümleler kuruyormuşum anladım. Yüzüme bir tokat gibi iniverdi valla. Bundan sonra o koca çenemi mümkün olduğunca kapalı tutmaya çalışacağım sanırım.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Kreş mim'i...


Bir süredir takip ettiğim Kitubi'de Damla bir Mim başlatmış. Benimde en hassas olduğum konulardan biri olan bu konuya kayıtsız kalamadım. Davetsiz misafir gibi davetsiz mim katılımcısı oldum.
1.Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
Cevap: Bence bu tamamen çocuğun hazır olup olmamasına ve göndereceğiniz kuruma bağlı. 3 yaşının dolmasına birkaç ay kala Ceylin'i çok beğendiğimiz bir anaokuluna başarı kabul edilebilecek kadar mutlu bir süreç sonucu göndermeyi başarmıştık. Bu hem Ceylin'in buna hazır olması, hem anaokulu ile birlikte uyguladığımız alıştırma döneminin sayesinde oldu. Çevremden duyduğum  hikayeler öyle kötüydü ki açıkçası bu süreçte benimle aynı şekilde hassasiyet gösteren bir yer bulamasaydım herhalde pes ederdim.
2.Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.
Cevap: Herhalde en önemli nokta çocuğunuzun da orda olmak istemesi ve ordakileri sevmesi. Tabi bunun yanı sıra bir anne olarak bir okuldan daha fazlasını beklemediğim anlamına gelmiyor bu. Bir defa en başta çocugun okula alıştırlması konusundaki tutumlarına çok dikkat ediyorum. Birçok okul yöneticisinin aksine çocuğun bu süreçte ağlatılmasına karşıyım. En çok da şu savunmayı duydum "ağlayarak geliyorlar ama bir süre sonra alışıp oynayama başlıyorlar". Afedersiniz ama başka seçenekleri mi var? ayrıca okulda çocuklara tv izlettirilmesine, yıl sonu göstesisi adı altında anne-baba egosu tatminine, ikindi kahvaltısı adı altında cocuğa verilen abur cuburlara, bahçe diye çocukları üzerinde oynattıkları plastik mikrop yuvalarına da son derece karşıyım.


3.Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?
Cevap: Karma yaş uygulaması var mesela. Şimdiye kadar gezdiklerimin hiçbirinde karma yaş sınıf yoktu. Neymiş efendim kendinden büyüklerin yapıpta kendilerinin yapamadığı şeyler psikolojilerini kötü etkilermiş. Ee peki evde bizim yaptığımız işleri bizim gibi yapamadıklarında da aynısını yaşamıyorlar mı? Bazı şeylerin büyüdükçe daha kolay yapılacağı da bir hayat dersi değil mi?


4.Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?
Cevap: Olmaz mı? Mesela birçok okulda öğlen uykusundan sonraki zamanların çoğu serbest zaman adı altında çocuğu kendi haline bırakmakla yada tv izlettirmekle geçiyor. Yada havalar soğudu yada yağmur yağdı diye bahçeye çıkartılmıyor. Birde kreşe alıştırılmaya çalışılan anne-babalara tanınan bir hak var ki beni cidden güldürüyor. Dilerseniz çocuğunuzu bir monitörden izletip içinizin rahatlamasına yardımcı oluyorlar sözüm ona. Ama ben şu kısmı anlayamıyorum burda öncelikli olarak teselli edilmesi gereken kişi çocuk değil midir? Neden çocuğun istediği zaman anne-babasını görmesine izin verilmez de anne-babaya teknolojinin bütün imkanları sağlanır?

 
5.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?
Cevap: Bizim en zorlandığımız konu ulaşım oldu doğrusu. İçimize sinen okul evimize uzak olunca ve malum İstanbul trafiği geçit vermeyince bizde "servisim nerde kaldı" diye sızlanıp duran bir yavruyla burun buruna geldik. Zaten devam edemeyişimizin tek sebebi de bu sorunu aşamamış olmamız. Tabi birde anne yüreğinin hissettiği eziklik var ama o her halukarda olduğu için çabuk alışılıyor.

6.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?
Cevap: Bizim için en önemli gelişmelerden biri meyve yemeye başlamamız oldu. Birde yakın çevre dışından birinin de Ceylin'in kalbini kazanabilmesi var. Bizim anaokulu maceramız bir ay gibi kısa bir süreyi kapsadığı için meyvelerini henüz toplayamadan ayrıldık. Bence çocukların gelişimleri konusunda kattığı artılar  tartışılmaz ama tabi bu noktada doğru bir seçim yapmak da son derece önemli.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ceylin'den inciler...

Akşam uykusuna yatırmaya çalıştığınız bücür sizi nasıl tuş eder? İşte cevabı;

C: Anne yanıma yat?
B: Hayır Ceylin'cim bu akşam yanına yatmıyorum. Hem zaten baban olmadığında yanında yatıyorum biliyorsun.
C: O zaman ben senin yanında yatmış oluyorum. (ki çok doğru)

...

Uykusu gelmediği için yatarken içinden ritm tutan kuzuya dedim ki;

B: Hadi uyu artık kızım. Benimde uykum geldi gidip kendi yatağıma yatacağım.
C: Yalan söylüyosun  içeri gideceksin. (birkaç defa uyku numarası ile kandırıp bizi yakalamışlığı vardır da)
B: Ama salondan babayı kaldırıp yatağa göndermek için gidiyorum oraya, hem ortalığı da topluyorum yatmadan önce. (kıvırmaya çalışan bir annenin son çırpınışları)
C: Uzun sürüyo ama...

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bizden Haberler...

Bu defa uzun oldu biliyorum. Ama hayatımızda epeyce şey oldu ve ben onlar için koştururken birçok şeye yetişemedim. Yetemediklerimden biri de bloğum oldu. Daha fazla birikmeden aklımda kaldıkları kadarıyla neleri geride bıraktık anlatayım, bakalım neler kalabilmiş, bende yazarken hatırlayacağım.
Önce kuzumun doğumgünü kutlamasından başlamak istiyorum. Son ana kadar vazmıgeçsek acaba dediğimiz bir hazılık süreci geçirdik çünkü Ceylin'in ekim ortasından beri devam eden öksürüğü giderek şiddetleniyordu. Neyse dedik nasıl olsa çok kalabalık olmayacağız bu defa sadece aile arasında olacaktı. Hazırlıklarda el birliği ile tamamlandığı için bana pek zor olmadı. Evin süslenmesi işini de Edacığımla hallediverdik. İşte:


Kutlamanın ertesi gün annem ve babamın hac yolculukları öncesi son günleri olduğundan yoğun ve birazda hüzünlü bir gün geçirdik. En kötüsü de Ceylin'in ardı arkası gelmeyen öksürüklerinin akşam saatlerinde iyice kötüleşmesi sonucu doktorumuzun durumu hastanede kontrol altına almayı uygun bulması oldu. Aklım ve yüreğim ikiye bölündü. Bir tarafım canım kızımın haline üzülürken diğer tarafım da anne-babamı yolculayamamanın, onları orda eksik bırakmanın ezikliğiyle burkuldu. Öyle çaresiz hissettim ki kendimi. Hastanede dört gece kaldık malesef. Öksürük nöbetleri bitince meleğim eve giderken bende doğruca işe dönmek zorunda kaldım ve bu bana çalışan anne olmanın zorlukları konusunda daha önce yaşamadığım şeyleri tecrübe ettirdi. Ve anladım ki "anne" olmayan gerçekten anlayamıyor halinizden.

Neyseki bu zor günlerin ardından biraz olsun kendimize gelebileceğimiz bir bayram tatili yetişti de soluklanabildik. Bütün bu tatsızlıklardan önce neler tasarlıyordum bu dokuz gün için. Ceylin'le yapılacak, gidilecek bir sürü şey vardı aklımda. Nerdeyse hepsi suya düştü. Ceylin zaten oldum olası hazırlanmış aktiviteden çok kendisinin başlattığı yada kurguladığı oyunları tercih ettiği için ben ona uymaya çalıştım. Mutfakta ne yaptıysam yardım etmek istedi bende bir iki küçük uyarlama ile istediğini yapmasına izin verdim. Hastanede kaldığımız günlerde ise doğumgünü kendisine hediye ettiğimiz kitaplar hayat kurtardı doğrusu. Şu ara en favori kitapları onlar. Birde hayali oyunları var ki her yerde, her an roller değişebiliyor. Kimi zaman anne oluyor, kimi zaman öğretmen, kimi zaman da komşu... Bende bu oyunlara pratik hayat aktiviteleri serpiştirmeye çalışıyorum çaktırmadan. Çünkü hadi gel şöyle bir oyun oynayalım diye bir öneri ile gittiğimde yüzde doksan ters tepiyor. Şimdilik bizden bu kadar.

5 Kasım 2010 Cuma

Doğumgünü Meleği...

Aslında bu yazıyı sana 2 gün önce yazacaktım meleğim ama malesef sağlığın daha önemliydi, onunla ilgilendik öncelikli olarak. Neyse konuyu dağıtmayayım.
İyiki doğdun meleğim. İyiki bizi seçtin.

2 Kasım 2010 Salı

Anaokuluna Alışma Süreci...

Çoğu anaokulu yöneticisinin, eğitimcisinin ve yazılı kaynağın tam tersi bir yaklaşımım var anaokulu alıştırma süreci konusunda. Bunda kısa da olsa geçirmiş olduğumuz bir anaokulu denememizin çok büyük payı var. Bize bir çocuğun evinden ilk ciddi uzaklaşması diyebileceğimiz anaokulu sürecine nasıl güzel bir başlangıç yapılabileceğini bizzat yaşattılar. Kendilerine minnettarız. Arkadaşlarımın çocuklarından ve kızıma anaokulu ararken görüştüklerimizden edindiğimiz bilgilere göre her çocuk okula başlarken ağlar, gitmemek için türlü bahaneler yaratır ve anne babayı sınarmış ama kapıdan içeri girer girmez susar oyuna dalarmış. Nedense bana hiç akla yatkın gelmiyor.
Eğer siz hiç tanımadığınız bir sürü insanın bulunduğu bir ortama girseydiniz ağlarmıydınız? Ben ağlamaya bile korkardım herhalde. Akşam annem babam beni alana kadar da orda çaresizce beklerdim. Birde tam tersini düşünün. Anne-babanızla bir sürü oyuncak ve arkadaşınızın olduğu eğlenceli bir yere gidiyorsunuz. Anne babanız her istediğinizde görebileceginiz bir yerde. Onlardan ayrılmak zorunda kalmadan biryerlere gittiniz ve eğleniyorsunuz. Bırakılmadınız, ihtiyacınız olduğunda sevdiklerinize ulaşabileceginizi biliyorsunuz ve kendinizi güvende hissediyorsunuz. Böylesi bir tablo çok mu imkansız? Kesinlikle hayır.
Bir ay kadar kızımla buna benzer bir tecrübe yaşadık. Evet çalışan anne babalar için oldukça zor ve sabır isteyen bir süreç ama bence arkanızda ağlayan bir çocuk bırakıp kaçar gibi uzaklaşma fikrinin yanında esamesi bile okunmaz.
Bizim anaokulu alışma sürecimiz şu şekilde uygulandı mesela ilk gün bir saat boyunca anne baba ile okulda oynandı. Sonra oyunun en eğlenceli yerinde ertesi gün devam etmek üzre eve yollandık Sonraki günlerde bu süreyi 15-30 dakika uzatarak ve okulda geçireceği günün her aşamasını adım adım ilerleterek devam ettik. Ceylin'in kalmak istemediği kısımlarda Ceylin hemen eve dönebildi örneğin. uyumak istiyorsa uyudu istemiyorsa okulda hazır bulunan bir yakını tarafından alındı. Bu süreç boyunca Ceylin'le birebir ilgilenen Kübra öğretmenimizin çok emeği var. Sonuç olarak bize anlatılan o üzücü sahnelerin yaşanması gerekmediğini göstermiş oldular.
Bizler anne baba olarak çocuklarımız için neler istediğimizi daha net ve kararlı bir şekilde ortaya koymadığımız sürece bize normalmiş gibi gösterilen o sahneleri yaşamaya devam etmekten kaçamayız. Ancak çocuklarımızı emanet edeceğimiz bu ikinci yuvalar da daha bilinçli ve ne istediğini bilen ebeveynler sayesinde tutumlarını değiştirmekten kaçamayacaklardır.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Kış geldi...

Bu aralar çok boşladım burayı farkındayım. Ama malesef zamansızlıktan fena halde muzdaribim. Hiçbirşeye yetişememek hissi yokluyor ara ara. Kısa kısa bizden bahsedeyim bari deyip başladım yazmaya.
Kış geldi malum. Peki bizim bunu anlamamızı sağlayan en belirgin işaret ne onu biliyor musunuz? Ceylin'in hastalanma sıklığı. Evet malesef nerdeyse bir haftadır devam eden öksürüğümüzün nedenini inşallah yarın sonuçlarını alacağımız testler söyleyecek. Doktorumuz tekrarlayan krupumuza ve ilk sonuçlarını aldığımız kan testlerine bakarak allerjik olabileceğini söyledi. Kanda araştırılan 23 çeşit allerji testinin sonuçları da yarın belli olacak.
Bu arada Ceylin dün gece bana ilk defa rüyalarından bahsetti. Genellikle rüyasında hep zürafa ve ekmek gördüğünü söyleyip dururdu. Bu defa rüyasında beni, anneannesini, dilşencileri ve çöpçüleri gördüğünü söyledi. Dilencilerin bizden Ceylini istediklerini birde. Bunu duymak tüylerimi diken diken etti. Oysa ki hiçbir zaman dilenciyle yada çöpçüyle korkutulmamıştır. Daha doğrusu birşeylerle korkutmama konusunda hep çok dikkat etmişizdir. Bu aralar birilerinin onu bizden isteme mevzusuna kafası takılmış durumda ve sanırım rüyalarında da bilinç altındaki bu endişe su yüzüne çıkıyor. Neden insanlar çocuklara böyle anlayamayacağı şakalar yaparlar ki.