ceylin

Lilypie Kids Birthday tickers Lilypie Third Birthday tickers

21 Aralık 2010 Salı

Ticarethane mi? Tımarhane mi?

Geçtiğimiz cumartesi yoğun ısrarlarına dayanamadığım, son yıllarda ismini sıkça duyduğum bir kolejin anaokuluna gittik ailece. Önce telefonumu nerden bulduklarını çözemedim. Sonra hatırladım ki epeyce bir süre önce Ceylin'le birlikte gittiğimiz bir alışveriş merkezinde kurdukları mini bir oyun alanında öylesine bir broşür doldurtmuşlardı. Her ne kadar kafamdaki anaokulu profiline uygun olmadıklarını düşünsemde bir şans verip, en azından görüşme deneyimlerimize bir yenisini eklemenin zararı olmaz deyip verdikleri randevuyu kabul ettim.
Yetkili ile görüşmeden önce sınıfları gezdik. Anaokulundan çok sınıf sınıf ayrılmış bir okuldu. Her sınıfta şu son moda akıllı tahtalardan vardı. Ortalıkta pek fazla oyuncak göremedim ama bu benim için problem değildi. Uyku odaları doğrusunu itiraf etmek gerekirse şimdiye kadar gördüğüm en güzel anaokulu uyku odalarından biriydi.
Sıra geldi görüşmeye. Önce okul yetkilisini dinledik. İlk olarak bir kreş değil okul olduklarını belirtmek gereği duydu. Hangi yöntemi uyguladıklarını sorduğumda, hiç tederrütsüz Montessori dedi. Afalladım, Çünkü sınıflar Montessori sınıfı olmaktan çok uzaklardı. Bir kere her yaşa göre ayrılmışlardı çocuklar, sınıflarda tek bir materyal yoktu, hemen hemen hiç raf da yoktu. Bunun üzerine sınıflarda neden hiç materyal göremediğimi sordum. Yetkili "materyal mi? nasıl yani ne tür bir materyal olması gerekiyor ki?" şeklinde ilk saçmalamasını yapıverdi. Bir iki materyal adı söyleyince gözleri kocaman oldu. Herhalde ilk defa duyuyordu. Sonrada durumu toparlamak için zaten o materyallerle öğreneceği şeyleri bahçelerinde yaprak toplayarak da öğrenebileceklerini bunlara gerek olmadığını söyledi. Boşu boşuna zahmetlere girip, para harcamışız. Bunun üzerine Montessori eğitmenlerinin nerede eğitim aldıklarını sordum. Ne dese beğenirsiniz? Her yıl kendi bünyelerinde 2 ay eğitim görüyorlarmış. AMI falan halt etmiş, ne gerek var öyle senelerce eğitime, bilmem kaç yüz saat gözlem yapmaya falan. Adamlar çözmüş işi. İki ayda eğitimin âlâsını veriyorlar, hemde şurda burnumuzun dibinde.
Kadın konuşup okulunu savundukça, ben gerim gerim gerildim. Montessori'nin M'sinden habersiz insanların "nasıl olsa karşımızdakiler anlamıyor ya" diye atıp tutmaları, göz boyamaya çalışmaları beni deli ediyor. En basit Montessori öğretilerinden biri olan çocuğa saygıdan eser yok. Çocuklar uyumak istemeseler bile yatırılıp dinlendiriliyorlar, hemde bir gardiyan pardon öğretmen gözetiminde. Ayrıca herşeyin bir saati var. çocuk öyle her istediği saat istediği oyunu oynayamıyor. Şimdi sekilleri öğreniyoruz dediklerinde şekiller öğreniliyor, başka şeyle ilgilenemek yok. Birde en güzel uygulamalardan biri sınıflarda televizyon olmaması. Çizgi film, eğitici CD'ler hep akıllı tahtada seyrediliyor. Bu da en önemli artılarından biri gibi aktarılıyor.
Daha fazla sinirlenmemek ve kızım yanımdayken gereksiz bir tartışmaya girip onuda kötü etkilememek adına kibarca bizim aradığımız sıcaklıkta bir anaokulu olmadıklarını belirtip çıktık. Bu bir özel okul ile yaptığımız ilk görüşme olmasına rağmen bu konuda gözümüz oldukça açıldı. Meğer okul binasında at yarışı yetiştiriyorlarmış.

2 yorum:

  1. böyle hayal kırıklığı olabiliyor malesef , iki süsle püsle insanların akıllarını çelebileceklerini düşünüyorlar neyse ki bunu fırsat vermemişsiniz.

    YanıtlaSil
  2. çok dertliyim bu konudan çooook.. veremiyorum çocuğu okula.. seneye anaokulu şart oldu ben kös kös kalakaldım.. istemiyorum saçmalamarını ve sadece para kazanmak için çırpınmalarını.. çok şey de istemiyorum, sadelik olabilir ama samimi olsunlar.

    YanıtlaSil